9 Kasım 2015 Pazartesi

Ölümsüzlüğünün 77. Yılında Mustafa Kemal Atatürk - ( İsteyenine Anma Günü Konuşma Metni)



YAZARININ GİRİŞ NOTU:

Değerli Dostlarım;

Ölümsüzlüğünün 77. Yılında Mustafa Kemal Atatürk ( İsteyenine Anma Günü Konuşma Metni) diye başlığımız la, siz değerli Atatürk hayranlarına bir desteğim olsun istedim.

Umarım yazımdan yararlanırken, bu yazımı dinleyenlerinize aktarırken naçizane adımı da anarsınız!

Sevgi ve saygılarımla.

Prof. Dr. Öner Samanlı



O; Ölümsüzlüğünün Üzerinden Geçen 77 Yıl Sonrası Ulusunun Yüreğinde Yaşayan Tek Büyük Dehadır!

İngiltere Başbakanı, D.Lloyd George; 1922 yılının sisli bir sabahında  Avam Kamarasında, İngiliz Milletvekillerine, aylardır kafasını  karıştırıp da, düşüncelerini allak bullak eden kimseye söyleyemediği büyük bir sıkıntısını anlatmaya çalışıyordu.

Düşünceleri sanki, doğum sancıları çeken, ama bir türlü  doğuramayan gebe bir kadını  andırıyordu.

Betimlemeye çalıştığı kişinin gözlerinin içerisinde, okyanusun gizemli ve korkunç  koyu mavi rengini ve hırçın  derinliğini görüyor gibiydi.

En güçlü donanmalarını onun müthiş  beyin fırtınalarından esen sert rüzgarların gücüne yenik düşürüyor, yenik düşen çabalarını ise amirallerinin, apoletlerine birer yıldız gibi takıyordu.

Avam Kamarasındaki tüm çabaları Türkiye'nin Ulusal Kurtuluş Kahramanı, Mustafa Kemal'i betimlemeye çalışmasıydı. Lloyd George, sonunda o tarihsel söylemini gerçekleştiriyor ve; "Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda  Türk Milletine nasip oldu" diyordu.

MUSTAFA KEMAL GÜNEŞİ VE TÜRK MİLLETİNİN AYDINLIĞI

1881 de Selanik denen bir kentte doğacaksın, ve altı kardeşinden çok ama çok farklı biri olacaksın.

Küçücük bir Kemal'den, Mustafa Kemal'e, 1881 den 1938 yılına değin, 58 yıllık yaşam sürecinde, 600 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğunun yok oluşundan, çöken bir imparatorluktan, yoklukta ve yoksunlukta, ardına alıp da bir ulusu, çağdaş yeni bir dünya devleti yaratıp, 29 Ekim 1923 tarihsel sürecinde genç bir Türkiye Cumhuriyeti'ni  kuracak, Mustafa Kemal ATATÜRK olacak, ikibinlere gelip de damganı vuracaksın.

Atatürk'ü ve yaptıklarını daha iyi anlayabilmek için onu çok daha yakından tanımak gerekiyor. Tarih Kitapları, yıllarca Atatürk hakkında basma kalıp bilgilerle bizleri  donandıran büyüklerimize, neden tepki vermediniz?

Neden onları uyarmadınız?

Neden,  dünyanın siyasal ve ekonomik güçlü devletlerinin bile önünde saygıyla eğildiği, o buğday başağı sarı saçlı, kartal bakışlı, Cumhuriyet sevdalısı, dünya barışçısı için, dünyanın liderlerinin söylemlerini, dünya basınında yazılanları, bu yaşımıza kadar, bizlere  öğretmediniz!

Eğitimcilerimiz; Moskova'nın en soğuk günlerinden birisinde, sene 1921'de,  Kremlin'den dünyaya, Rus Halkının İlahı V. İliç Lenin' in, Atatürk hakkındaki söyleminin yankısını neden çok önceleri bizlere aktarmadınız ?

Onun;  "Mustafa Kemal iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli  ve akıllı bir önder. O soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı veriyor,  emperyalistlerin gururunu kıracağına ve sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum"  söylemini  neden dağa taşa, kurda kuşa, Türk halkına duyurmadınız?

TARİHSEL SÜREÇTEN BUGÜNE 

Kırım içerilerinde at koşturmuş Osmanlı'dan, Katherina'nın gönlünde taht kurmuş Baltacı Mehmet Paşa'ya uzanan, sevda uğruna sadaka niyetiyle dağıtılan topraklar sonrasında; büyük bir ulusal  savaşın ertesinde, çöken koca bir imparatorluğun küllerinden, Türkiye Cumhuriyet' i doğdu.

O, Dünyanın hayranlık duyduğu eşsiz bir lider, O Cumhuriyet' in,  Ulusal Kahramanı, Ulu Önder, Mustafa Kemal Atatürk oldu....

Mustafa Kemal Atatürk'ün;  yenik düşmüş ve el konulmuş Osmanlı İmparatorluğundan yeni bir savaşla bağımsız bir devlet çıkarmış bulunması, Atatürk olmasının temel taşıdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün;  padişah, halife, kadılarla yönetilen Müslüman  bir toplumu, "çağdaş uygarlık düzeyine' dönük, laik ve modern devlet karakterine dönüştürmesi ve bunda başarıya ulaşması, dünyanın gözdesi bir lider olmasında önemli bir etkendir.

O; dünya politiğinin ilgisini çekmekle kalmayan, ilginin bir anda misliyle artmasına yol açan, büyük bir Türk'tür. Çünkü o tek ve eşsiz bir Türk , Mustafa Kemal Atatürk'tür !

Çağdaş uygarlığı;  batıda bulunduğu daha öğrencilik yıllarında kavrayarak, tanısını koyup, bunu toplumların kendi kültür ve dillerini koruyarak benimseyebilecekleri sonucuna dayandıran ve bunun sihirli anahtarının ise, laisizm olduğunu göstermiş bulunan, bin yıllara işaret etmiş,  yokluktan ve yıkıntıdan Türkiye Cumhuriyeti'ni  kurmuş, ulu bir önder, Mustafa Kemal Atatürk'tür....

Bakınız ! Ünlü Wall Sttreet Journal Gazetesi; 2000'li yıllarda; "Türkiye ve onun Kemalist sistemi,  cami ve  medrese sistemine dayanan İslam kökten dinciliğine karşı alternatif oluşturmuştur. Batının, bu modelin İslam dünyasına yayılması için, Türkiye'ye büyük bir destek vermesi gerekmektedir" demektedir.

Yine; National Rewiew Gazetesi ise; "İslamcı alemin düzinelerle Atatürk'e ihtiyacı var; Ayetullahlara değil, Amerikanın, diplomatik çabalarının en yoğun amacı, Türk modelini yaymak olmalıdır." Şeklindeki açıklamalarını dünyaya aktarmaktadır.
Bu haberleri dünya okumakta, dünya medyadan izlemektedir...  
Oysa onun Cumhuriyeti emanet ettiği Türk Gençliği ise, başka başka uğraşılar içerisinde  zaman kaybetmekte, büyüklerde suçu onlarda aramaktadırlar.

Oysa; Atatürk çok doğru bir tanıdan yola çıkmıştır. Çağdaş Uygarlık birdir. Uygarlığın Müslüman'ı, Hıristiyan' ı olamaz ! Bunu net olarak ortaya koymuştur.

Böylece de, bu felsefeden  yola çıkan Atatürk, çağdaş uygarlığı neredeyse orada bulmak için, halkının çağdaş düşünce gücünden güç alarak,  ulus bilinciyle yol almış, döneminin  büyük Türkiye Cumhuriyeti'ni  1923'lerde gerçekleştirmiştir.

Çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın öncüsü,  Mustafa Kemal ATATÜRK, bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

O, Mustafa Kemal Atatürk'le, yoksunluk, silahsızlık, cephanesizlik ortamında, açlık ve sefaletin yaygın,   hastalıkların yoğun, sayrılıkların gecelerin karanlığında olduğu bir süreçten, aydınlık ve umut dolu yarınlara varılmıştır.....

Başta laiklik ve hukuk devrimi olmak üzere atılan devrimci adımlar, demokrasi açısından olmazsa olmaz bir altyapının temel taşlarını oluşturmuş, toplum ve devlet düzeni yukarıdan aşağı radikal biçimde değiştirilmiş, ümmetçilikten Cumhuriyet' e geçilmiş,  geçen yüzyılın en iddialı uygarlık ve demokrasi  projesi gerçekleşmiştir....

O, Dünya devletlerinin Asya ile Avrupa arasında köprü olan, Anadolu üzerindeki oyunlarını yok ederken, başarılı olmasında, en önemli unsuru hiç göz ardı etmemiştir.
Türkiye'nin ilerlemesini dondurmamış, ülkeyi reformcu bir heykeltıraşın keski ve çekici ile, ayarında ince ince yontarak, ince ince işlemiştir. Mimar olmasının yanı sıra, ressam, heykeltıraş, asker, usta  sürekli lider olmuştur, çünkü lider doğmuştur, lider doğanlar ancak bu denli üstün yeteneklerle donanmış olabilirler. 

1800 dolayında kitap okuduğu, 200 bin dolaylarında  altı çizilmiş satır, binlerce kenar notu ve dipnot yazdığı, bu kitaplarda, binlerce önemli konuya işaret  koyduğu, bir o kadar da  kısa kelimelerle önemli diye not düştüğü belirlenmiştir.

O, Tarihin akışını değiştiren bir lider olabilmek için standart politikacı ve lider ölçütlerinin çok üstünde bir kültürü yaratmış, yaşatmış ve kendisinden sonraki gençliğe kalıt bırakmış bir önder olduğu için, Mustafa Kemal Atatürk olmuştur....

Çağdaş ve Demokratik üstelik çoğunluğu Müslüman olan Türkiye için,  Atatürk'ün şu sözleri değişimin bayrağı sayılır. 

"Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, Cumhuriyet, demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe tatbikata koymalıdır. "

"Çağdaşlaşmanın kaçınılmaz sonucu ise, kurtuluşu ileride değil, dini inancın kökenine inip geride aramaktır."

Dünya tarihinde, geçmişte yaşayan, yada ölmüş ülke liderlerini İnsan Hakları Mahkemeleri yargılarken, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ulu Önderi Atatürk ise karizmatik düşünceleri, liderlik olgusu, çağdaş  uygarlık anlayışı gibi nice üstün özellikleriyle gündemin en üst sıralarında övülerek yer almaktadır.

İşte, Atatürk' e ilişkin Dünya medyasında yer alan  en yakın ve çarpıcı birkaç örnek;

Fransa Cumhurbaşkanlarından, Francois Mitterand'ın yeğeni Frederic Mitterand Fransa televizyonunda yayınlanan sanat çevresi  adlı dizi  programlarından birini "Cumhuriyetin 75. Yıldönümü" bağlamında Atatürk'e ayırmıştır. Frederic Mitterand'a göre "Atatürk, yüzyıla damgasını vurmuş bir dünya lideri olup, rastlantıların vitrine çıkarttığı bir adam değildir."  

Çünkü;"Atatürk'ün tarihi değiştirmek için doğduğunu ve tarihi değiştirecek donanımda yetiştiğini anlamamak aptallıktır"

Mitterand; "Atatürk'ün Sadece bilimsel ekonomik askeri yada politik kitaplar okumakla kalmadığını, Balzac, Flaubert, Voltaire ve diğer klasikleri de  sıkça okuduğunu, ve geniş bir genel kültüre sahip olduğunu belirterek, politikacının duygulara ve sanata da ilgi duyması çok önemlidir. Bu önemi kavrayan lider gerçek bir liderdir"  Söyleminde bulunmuştur. Söyleminin devamında ise; "Atatürk' ün çok yakışıklı, çarpıcı ve etkili  fiziki özelliğe  inanılmaz keskin etkili bakışlara sahip olduğunu anlatarak, o devrin haber filmlerinin izlendiğinde çevresindeki tüm insanların arasında onun görselliğinin ve etkileyici yapısının ön plana çıktığını vurgulamıştır."

Yine; Atatürk hakkında, ABD, Beyaz Saray psikolojik danışmanlarından Vamık Volkan'ın yazılarında, Mustafa Kemal Atatürk'ün, pozitif enerji yüklü bir kişiliğe sahip olduğunu belirtmiş, Atatürk'ün; mutluluk ve başarmaya ilişkin sözlere ve anlatımlara ise,  konuşmalarında sıkça   yer verdiğine dikkat çekmiştir. 

Zaten dünyanın gördüğü gerçeklerin özü aslında; "Ne Mutlu Türküm Diyene" ve "Az zamanda Çok İşler Başardık", "Yurtta Barış, Dünyada Barış" söylemleri  içerisinde saklı değil midir?

Karasabanla ekin, medrese de eğitim sürecinden pırıltılı bugünlere, geleceğin kuş kanatlarından sevda gizemi sunan, mutluluk kokan, özgürlük kokan, yer, yurt, vatan toprağından, apansızın ortaya çıkan, Cumhuriyet'imizin kurucusunu, anlamamak olası mıdır?

Kolay değil, Atatürk olmak, kolay değil Atam Türk olmak. Onun; "insan başarılı  ve mutlu olmayı tıpkı keman ve tenis öğrenir gibi öğrenir." söyleminden derinlere inmek,  Akdeniz'e, Ege'ye, Marmara'ya, Karadeniz'e uzanmak, (Misakı Milli) Ulusal sınırlardan, bozkırlardan, yaylalardan, yaylaklardan, dağlardan, ovalardan ve çarıklı-fesli  Anadolu'dan, dünyaya yenik ve ezik Osmanlı'dan, Cumhuriyet Türkiye'sine selam olsun diyebilmek.
Başarılı ve mutlu olabilmeyi tıpkı keman ve tenis öğrenmenin inceliklerine benzeten, ufku sınırsız Atatürk,  sen bizlere Cumhuriyet sevgisini öğrettin, güvendin. Ancak bir kısım kendini bilmez, senin o güvenine ne denli saygılı  bu da  çok düşündürücü ...

Teknoloji, tarih kitaplarının gizemini ve tozunu artık umursamıyor.

İnternet denilen dünya da tüm kitaplıklar insanlığın önünde duruyor.

Zaten; Ulu Önder ATATÜRK, çağdaş medeniyetlerin seviyesine çıkmanın gerekliliğini sene bindokuzyüzlü yılların başlarında vurgulamamış mıdır ?

Sonuç: Sevgili Atatürk, 1881' den 1923'e 1923'den  sonsuza Ulusuna, ışık oldun.

Güç, kuvvet bilinç oldun. Bilim, teknoloji, inanç, kültür, barış, aydınlık, insanlık  oldun. 

Bu ışığını gençliğine  aksettin. Öğretiler sundun.

Afganistan, Irak, İran, Sudan, Suriye, Cezayir ve daha onlarcası ülkelerin, 2000' li yıllardaki hallerini gördükçe bizler,  çizdiğin yolun önemini  çok daha iyi anlıyoruz.

Sevgili  Atatürk; Seni sorsam herkes bildiğini, 

Sevgili Atatürk;   Seni sorsam herkes anladığını söylüyor...

Oysa; Seni herkes anladı, anladı da, herkes istediği gibi anladı...

Aramızdan ölümsüzlüğüne varışının bu yıl dönümünde, önünde bir kez daha   saygıyla eğiliyoruz.

Bunun dışında sahte gülüşlere-sahte bakışlara, sahte gülüşlülere-sahte bakışlılara karşı da dimdik duruyoruz.

Aydınlığınla, aydınlanan yolumuzda Türkiye Cumhuriyeti'mizi aydınlıklara taşımaya devam ediyoruz. 

Ruhun gönensin, yüreğimizde rahat dinlen Atam....

ANKARA - 10.11.2015                                            

Prof. Dr. Öner Samanlı

DİPNOT: Düşüncelerimi yansıtan yazılarımı alttaki sitelerden takip edebilirsiniz.









24 Ekim 2015 Cumartesi

Atatürk olduğu için; Atatürk’tür!..



Atatürk olduğu için; Atatürk’tür!..

Prof. Dr. Öner Samanlı
ATATÜRK ENSTİTÜSÜ
Kurucu Üyesi
Siyaset Bilimi Uzmanı

Çalınan bir yazımın ardından;

İnternette gezen paylaşıma göre ismi bilinmeyen bir ortaokul öğrencisi bu makalenin alt kısmında yer alan “İŞTE O YAZI” bölüm başlığı yaptığım ve benim o zaman “Atatürk olduğu için, Atatürk’tür!..” başlığını kullandığım yazımı güya kendi yazmış ve okulunda bir panoya asmış.

Paylaşımcıların çoğunluğuna göre güzel ötesi sayılan ve çokça da beğeni alan bu yazıyı okuyunca en çok şaşıran ben oldum.

Beğeni yapanlardan birisi yorum olarak; “İnanılmaz güzel ve farklı bir bakış açısı” diye yazmış.

Başka bir kişi ise; “Bu ülkede yaşayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insandır,  Mustafa Kemal” demiş.

www.ataturksitesi.com ve www.ataturksitesi.net  internetin en kapsamlı “Atatürk Bilgi ve Belge Bankası” tanımlamalı siteleri internet ufkunun Türkiye’de açıldığı yıl, 12 Nisan 1993 de,  64 Kbps kapasiteli kiralık hat ile, ODTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı sistem salonundaki yönlendiriciler kullanılarak, ABD’de NSFNet (National Science Foundation Network)’e TCP/IP protokolü üzerinden Türkiye’nin ilk internet bağlantısı gerçekleştirildiğinin beş yıl sonrasın da, 1998 yılında kurmuştum.

1995 li yıllarda internette basit 8-10 sayfa/içerikli bir siteyi henüz yeni yola çıkmış web tasarımcılara yaptırabilmenin bedeli 1000-1500 ABD doları karşılığı liraydı.

O yıllarda görevle Mersin’de bulunuyordum. Büyük bir daire kiraladım, hantal, ağır monitör ve kasalardan oluşan o zamanın, ABD doları karşılığı satılan bilgisayarlarından 10 adet satın alarak bir web atölyesi kurdum.

Sonra ulusal yayınlı gazetelere verdiğim ilanlarla deneyimli web kadrolarını oluşturdum.

Gazetelere verdiğim ilanlarla kıyıda köşede kalmış Atatürklü resimleri, bilgileri ve benzeri dokümanları kimi sahiplerinden,  kimi kolleksiyonerlerinden, kimi de sahaflardan satın alarak, ödediğim teliflerle sitemiz için arşivledim.
Adı geçen siteleri ilk başta 10,  sonrasında 100,  devamında 1000,  kısa bir süre zarfında 200 binli sayfalara ulaştırmayı başarmıştık.  Yıllar sonra bu devasa sitenin 20 milyon civarında dokümanla, resimli, videolu bir veri tabanı oluşmuştu.

Sık sık İslami adlarla tanınan illegal çetelerce site saldırıya uğruyor olsa da bizler yine de siteyi canlandırmayı başarıyorduk.

Reklam almak gibi bir olguyu Atatürk sitemize asla yakıştırmıyor olmamız maddi destekler bulmamızın da önünü kesmişti.

Geçen yıllarda bu sitemize çok övgüler, çok ödüller aldık.

Dünyanın en kapsamlı “Atatürk Bilgi ve Belge Bankası” olmayı hak etmiştik.

1998 de başlayan bu yolculuğumuz, 15. yılını tamamladığında ve tarihler 2013’ü gösterirken www.ataturksitesi.com-net  20 milyon sayfalık bir içeriğe sahipti.  

Ziyaretçi trafiğindeki sayı ise 219 Milyon küsur civarındaydı.

Kendimizce bir de slogan belirlemiştik;  “Sözde değil Özde, Rozette değil Yürekte Atatürk Sitesi”

Bu sloganımızda iyi tutmuştu. Bir gün büyük bir ulusal gazetenin manşetinde dönemin genelkurmay başkanı aynen bu sloganımızı söyleminde kullanmış ve bazı yerlere sanıyorum ki mesajlar iletmek istemişti.

O günlerden sonra, kamuoyunda da bu slogan çok dillenmişti.

Atatürk sitemiz güçlü bir elektrik trafosu gibi enerji savururken diğer taraftan da bendeki tüm yakıt stoklarını tüketmişti.

Tüm maddi ve manevi varlığımı kimseden yardım talebim bile olmaksızın bu sitelere harcayan ben ekonomik çöküşe girdiğim için yürütmekte ayakta tutmakta zorlanınca çözüm arayışlarım başlamıştı.

Önce CHP ve ADD’nin kapılarını çaldım. Bizim sitelerimizde Atatürk köşelerimiz var diyerek destek isteğimi geri çevirdiler. Yazdığım yazılara yanıt vermediler.

Ulusal Kapsamlı varlıklı dernek ve sendikalara yaptığım müracaatlarımla bu siteye sahip çıkın başkaca bir şey istemiyorum diyerek ilettiğim tüm beklentilerime de çözümlü cevaplar alamadım.

Ancak o günlerde hiç unutamayacağım bir ileti, bugünlerde müritleriyle ve tavşancık kızlarıyla namlınmış,  entelektüel görünümüyle maruf tarikat mensubu zatın teşkilatından geldi.

Tekliflerinde siteyi kendi mecralarına tüm haklarıyla devretmemi isteyerek, taleplerini şu unutamayacağım sözlerle sonlandırmışlardı.
“Hocam bize siteyi tüm haklarıyla ve içeriğiyle devrediniz sizi ihya edelim!” İhya, ortaokuldan arkadaşımdı ama böyle bir durumda karşımda olması şaşırtmıştı beni.

Atatürk ile ilgili büyük emekler verdiğim bir siteyi nasıl olur da satabilirdim.

Atatürk ile ilgili büyük emekler verdiğim bir siteyi nasıl olur da menfaatim için kullanabilirdim.

Üstelik o teklifin geldiği mecralara asla bir iletimim olmamıştı. Nasıl öylesi bir özelimi bilerek teklif sunmuşlardı bunu da hala bu yaşıma kadar çözebilmiş değilim.

Tabii elimin tersiyle fazlası gelişmelere de muhatap bile olmadan, bu büyük maddi teklifi ret etmiş olmaktan hiçbir zaman pişman olmadım.

Sitenin ziyaretçi trafiğindeki sayıları gün gün izleyen ben 219 milyon 999 uncu sayıya gelince siteyi önce yayınında durdurdum, sonrasında 220 milyonuncu son ziyaretçisi olarak gözyaşlarım arasındaki, “Türkiye ve Dünyanın en kapsamlı Atatürk Sitesi”nin Editörü olmak mutluluğuma, önümdeki sek duble rakıya fon dip yaparak son verdim.

Yıllarımızı, emeklerimizi, paralarımızı akıttığımız o devasa www.ataturksitesi.com-net  sadece bir “delete” komutuyla sekiz on dakikada sanal boşlukta yedeksizce yok olmuştu.

Bilişim uzmanı bir dostum sitenin tamamının tam anlamıyla okunup izlenmesi için asgari 6 aylık aralıksız süreye gereksinim olduğundan söz etmişti.

Oya final sekiz, on dakikalıktı.

220 milyonuncu ziyaretçi ise; Öner Samanlı isimli, hackerliği kesinlikle bilmeyen, Atatürk ilkeleri savunucusu, küskün bir eğitim emekçisiydi.

Tüm bunları neden sizlerle paylaştım sanıyorsunuz?

Yukarıda yazmadıklarım için. İnternette her şeyin engelsiz herkes tarafından hırsızlığının yapılabildiğini o büyük emekler verdiğimiz, telifler ödediğimiz dokümanların başka başka sitelerde yer aldıklarını gördüğüm için.

Nice makalelerimin aşırılıp da altında başkaca isim ve imzalara rastladığım için.

Bu nedenle eğer doğruysa bir ortaokul öğrencisinin üstelik Atatürk içerikli bir yazımı aşırmasına hiç de tavır almadım.

Ne güzel o isimsiz öğrenci, Atatürk adına yazılmış bir güzel yazımın altına adını yazıp okulunda paylaşmış, başkaca birileri de alıp bu kez o yazımı milyonlarca ziyaretçisi olan bir sosyal paylaşım sitesinde paylaşarak güzelliğe güzellikler katmış.

Ben başka bir pencereden bakarak esasında o çocuğa teşekkür de etmek istiyorum.

Çünkü o çocuk bendeki adıyla; “ Atatürk,  Olamazsınız ki, Atatürk Kim, Siz Kimsiniz?” yazımı bir şekilde okumuş, yazımı biraz biraz değiştirmiş, yazıma başkaca bir başlık vermiş ve Atatürk sevgisinin yansıması olarak da paylaşmış.

Keşke ülkemin tüm insanları büyük Atatürk’ün “Nutuk”unu okusalar, okuduklarını kendileri yazmış gibi orada burada dillendirseler, paylaşsalar.

Atatürkçülük güneşinde aydınlanmış olsalar.

Teşekkür ederim sana yazımı aşıran çocuk.

Teşekkür ederim. Keşke adını bildirebilsen, o yazımın tüm içeriğinin altına senin adını yazabilmeyi gerçekleştirebilsem.

Sen bunları yapmamış olsaydın, ben içimdeki kanayan ırmaklarımı okurlarımın uçsuz bucaksız denizlerine aktaramazdım,  www.ataturksitesi.com-net’in ölümünün öyküsünü paylaşamazdım.

Teşekkür ederim evladım, istediğin zaman Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin aydınlığındaki yazılarımı oku oku çal, çal çal oku ve paylaş…
  

Buyurun şimdi okuyun!

Çocuğun başlığıyla “İŞTE O YAZI” ya da; benim “ATATÜRK,
 OLAMAZSINIZ Kİ, ATATÜRK KİM, SİZ KİMSİNİZ?” yazım.

Atatürk olduğu için; padişah ona Trablusgarp Cephesinde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiştir.

Atatürk olduğu için; halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej eşliğinde Mercedeslerle gezememiştir.

Atatürk olduğu için;  Anadolu’da, kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayısta Samsuna ayak bastığında dönüp arkasına baktığında gördüğü vapuru, transatlantiklerden birisi değildir.

Atatürk olduğu için; ayağında markalı spor ayakkabıları ya da kovboy çizmeleri, kot blujeanı olmamıştır.

Atatürk olduğu için; sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiştir.

Atatürk olduğu için;  Yunanlıları İzmir’den kovaladığından sonra timsah yürüyüşü yapamamıştır.

Atatürk olduğu için; kazandığı her savaştan sonra, meydanlara fırlayıp da moral veren mini etekli ponpon kızları seyredememiştir.

Atatürk olduğu için; savaş harekâtını son model telsiz (gsm) cep telefonlarından yönetememiştir.

Atatürk olduğu için; ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak adına not alacağı bir tableti, notebooku olamamıştır.

Atatürk olduğu için; kendisine suikast girişiminde bulunacakları dinleme teknolojisi tele kulaklardan yararlanarak öğrenememiştir!

Atatürk olduğu için; beni Türk hekimlerine teslim ediniz diyerek milletine madden yük olmamıştır.

Atatürk olduğu için; mübarek gecelerde meclisinde dini sohbetler yaptırmış, Kuran okutup dinlemiş, Kuranı yorumlatmış, üstelik çağdaş din rehberi ilmihalin yazılmasını sağlamıştır.

Atatürk olduğu için; köylü ile tarlada, esnaf ile dükkânında, millet ile kahvehanelerde sohbet etmiştir.

Atatürk olduğu için; yer sofralarında yemek yiyebilmiştir.

Atatürk olduğu için; öyle görkemli bir Safiye Ayla, Müzeyyen Senar konserleri izleyememiş, masasında söylenen birkaç şarkının ahengiyle neşelenmiştir.

Atatürk olduğu için; Cumhuriyetin ilanından sonra arabaya atlayıp,
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamamıştır.

Atatürk olduğu için;  esasen formasındaki ay yıldızına hayranım dediği, Beşiktaş takımında gönlü olsa da diğer takımlarla kıyaslamalarda bulunmamış, taraftarları tahrik etmemiştir.

Atatürk olduğu için; çevresinde onlarca dünya güzeli kadın olmasına rağmen onlardan birini kendine eş seçmemiştir. Türkiye’nin ulusal menfaatlerinin sağlanması amacıyla, Yunan saflarında bulunan eşkıyaları, başkaldıranları yok etmek üzere, mutaassıp bir aile olan Uşaklıgil ailesinin boydan kısa, yüzden çirkin, huyda kaprisli kızı Latife hanım ile evlenerek, yani o ailenin bölgedeki büyük gücünden istifadeyle düşmanı ve düşmana taraf olanları yok etmiştir.

Atatürk olduğu için; kurmuş olduğu parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne muhalefet yapsın, ülkeye demokrasi yerleşsin, diktatörlük yol almasın diye Demokrat Parti’yi kurdurmuştur.

Atatürk olduğu için; çok iyi silah kullansa da, mekânından balkonuna çıkıp, birkaç şarjör mermiyi havaya sıkamamıştır.

Atatürk olduğu için; yüzlerce güzel kadın etrafında fır fır dönerken aklını bir kadının çelmesinden ötelemiş, aşka meşke yaşamında yer vermeyip üstelik de milletine tek eşliliği sistem olarak getirebilmiştir.

Atatürk olduğu için; babasının kadillak otomobilini alıp da asfaltları ağlatmamış, pati çekmemiştir.

Atatürk olduğu için; altın varaklı koltuklarda, köşklerde, saraylarda oturmamıştır.

Atatürk olduğu için; milletin anasını satmamıştır.

Atatürk olduğu için;  milletin alın terini, göz nurunu çalmamıştır.

Atatürk olduğu için; hakkında aleyhinde konuşanlara, yazanlara, çizenlere tazminat davaları açmamıştır

Atatürk olduğu için; bugün böyle yarın şöyle konuşmamıştır, asla “Dün dündür bugün bugündür “ benzeri kıvırtmalarda bulunmamıştır.

Atatürk olduğu için; yabancı devlet adamı kralları ve maiyetlerini askeri kışlalarda tayınla doyurmuştur.

Atatürk olduğu için; şöyle dört başı mamur beş yıldız otellerde zarafetle, ziyafetle, spalar la zaman geçirmemiş, altın gümüş kadehlerde meyler tüketerek zevki âlemler yapmamıştır.

Atatürk olduğu için;  Allah’ın aslanı Hz. Ali’den sonraki Allah’ın başkaca bir aslanı, sarı kurdu, atmacası, şahini, kartalı olup zulmedenlerin üzerine yürümüştür.

Atatürk olduğu için; Kuran’da anlatıldığı üzere İstanbul’un iki kere fetih edileceğine dair işaretin ikinci fetih tarı olmuştur.

Atatürk olduğu için; Yüce Mevla’nın Türk milletine en büyük ödülü olarak nasiplenmiş,  eşsiz ve özel yetkilendirilmiş, padişah değil, milletine kul olmuştur.

Atatürk olduğu için; bu anlatılanların az olduğu, anlatılmaya devam edilse asla sonlanamayacağı kadar üstün vasıfların arşı alada ki tek resulü olmuştur.

Atatürk olduğu için; büyüktür, büyük devlet adamıdır, Gazi Mustafa Kemal’dir, Türk’ün Atası, Atatürk’üdür, bunların gereğidir ki, Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Siz hala ona kuru birkaç leblebi meze ile tahta masa üzerinde içtiği birkaç kadeh rakıdan dolayı ayyaş sarhoş diye durun, o hiçbir yurttaşını azarlamamıştır, incitmemiştir, aşağılamamıştır.

Öyle kolay değil!...
Ben, sen, o, biz, siz, onlar kim?

“ATATÜRK,  OLAMAZSINIZ Kİ, ATATÜRK KİM, SİZ KİMSİNİZ?”

Zaten bilen biliyor, anlayan anlıyor, kavrayan kavrıyor, sayan sayıyor, seven seviyor.

Gerisi bir avuç teferruat  değil de ne?.

Öner Samanlı
www.ataturksitesi.com-net
Kurucusu ve Editörü
29 Ekim 2010

Dipnot: Bu makalenin orijinal asıllarını aşağıdaki linkli sitelerden takip edebilirsiniz.


5 Mart 2015 Perşembe

3 MART 1924'ÜN TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDEKİ ÖNEMİ


3 MART 1924’ÜN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDEKİ ÖNEMİ


3 Mart 1924, Cumhuriyet devrimlerinden en önemlilerinden üçünün 91. yıl dönümüdür.

91 yıl önce 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de üç yasa kabul edilerek “Laik Türkiye Cumhuriyeti” nin temelleri atılmıştır.

3 Mart 1924, tarihi hilafetin kaldırılmasının kesin zaferinin ilan edildiği bir gündür.

3 Mart 1924, tarihi zaferi ile Milletin Meclisi’nin üzerinde kurulu bulunan hilafet otoritesinin (bugün getirilmeye çalışılan yönetsel yapı) etkinliğine son verilmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sadece 4 ay sonra 3 Mart 1924 günü üç büyük devrim birden yapılmıştır.

Hilafetin kaldırılmasıyla, saltanatın kaldırılmasından sonraki bu yürekli devrimci adım kolay oldu sanılsa da, 1300 yılı aşkın süren bir kurumun sonu olmuştur.

Bu ivme, tüm İslam dünyası içinde tarihleri ve tarihçileri zorlayan büyük bir iradenin gerçekleşmesi olarak devrimler tarihi sayfalarında tescil edilmiştir.

Bu nedenle de; 3 Mart 1924 büyük bir devrimsel ivmedir.

Evkaf Vekâletinin (Vakıflar Bakanlığı) kaldırılmasının önemi günümüz açısından irdelenir ise;  dinci vakıfların ve TÜRGEV türü örgütlenmelerin varlığının kurumsal yapılanma amaçları çok daha net şekilde algılanacaktır.

Şüphesiz, 91 yıl öncesinin en önemli devrimi Tevhid-i Tedrisat Yasasıdır.

Günümüz diline Eğitim Birliği Yasası olarak geçse de daha anlamlı olabilmesi için yasadaki “bir” ve “birlik” kavramını “teklik”, yani “Tevhid” sözcüğünün “Vahid”, “Tek” kökünden geldiğini dikkate almak gerekir.

Durumu daha iyi kavrayabilmek için Cumhuriyetin Osmanlıdan devraldığı eğitim sistemini de çok iyi bilmek gerekmektedir.

3 Mart 1924, tarihinde, Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmış böylece “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesi gerçek yaşama geçirilmiştir.

Cumhuriyet kurulduğu tarihlerde,  ülkemizde 1. Meşrutiyetle beraber önem kazanan modern okullar, batılı devletlerin egemenliğindeki Misyoner okulları ve Medreseler olmak üzere 3 ayrı eğitim tür ve yöntemi vardı.

O yılların üniversitesinde okul bahçesinde fotoğraf çektirmek büyük suçtu.  Ülkede 1011 erkek, 230 kız olmak üzere toplam 1241 lise öğrencisi, 5362 erkek, 543 kız toplam 5905 ortaokul öğrencisi, 1743 erkek, 783 kız 2526 öğretmen okulu öğrencisi, 273107 erkek, 62954 kız 336061 ilkokul öğrencisi bulunmaktaydı.

Üniversite (Darülfünun) öğrencisi sayısı 185’i kız olmak üzere 2088 idi.

1923 yılında ilkokuldan başlamak üzere üniversite öğrenimi dahil öğrenim görenler nüfusun yüzde üçü olup, toplam okur yazar oranı ise sadece yüzde altıydı.

Başlangıçta ülkedeki azınlıklar ve yabancıların çocukları için açılan Misyoner okullarında giderek ülkemizin en seçkin çocukları okur hale gelmişti.

1900 yılında bu okullardaki öğrencilerin sadece yüzde 15’i Türk çocukları iken, 1920 yılında bu oran yüzde 75 olmuştu.

Amerikalılara ait 435, Fransızlara ait 94, İngilizlere ait 30, Almanların 10, İtalyanların 4, Rusların 3 okulu vardı. Oysa aynı yıllarda Türk çocuklarının okuyabildiği sadece 23 İdadi (Lise) vardı.

Bunların dışında bir de hiç kimsenin karışamadığı, bazılarında sadece 5-6 öğrenci bulunan 479 Medresede 1800 öğrenci vardı.

Bu verilerin sürecinde; 3 Mart 1924, Tevhid-i Tedrisat yasası bütün bu karmaşaya son vermek amacı ile çıkarılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk eğitim konusuna çok büyük önem verdiğinden ve en değer verdiği arkadaşlarını Milli Eğitim bakanlığında görevlendirdiği için, eğitimde hızlı bir kalkınma sürecine girişilmiştir.

Bunlardan Mustafa Necati, Reşit Galip gibi devrimciler ne yazık ki çok genç yaşta ölüm nedeniyle aramızdan ayrılmışlardır.

Milli Eğitim Bakanlığı önünde “Milli” sözcüğünün bulunduğu iki bakanlıktan biri olarak belirlenmiştir.

Ne yazık ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılması ve özellikle 1950 sonrası eğitim sistemimiz ağır darbeler almıştır.

Dünyaya örnek bir Türk mucizesi olan Köy Enstitüleri en verimli olmaya başladıkları sırada kapatılmıştır.

Eğitim giderek dinselleştirilmiş ve bugünkü hazin ve net acıklı manzara ortaya çıkmıştır.

12 Eylül darbesi ile başlayan tahribatın ardından eğitim sistemimiz AKP iktidarında laiklikten tamamen koparılmıştır.

İmam Hatip okullarının yaygınlaştığı bu süreçte,  okulların adlarındaki, Cumhuriyet, Atatürk gibi adlandırmalardan bile rahatsızlık duyulur olmuştur.

Aslen din adamı yetiştirmek üzere kurulmuş olan bu okulların mezunları tüm eğitim sisteminde yönetim kademelerine getirilerek bu okullardan mezun olanlar da,  AKP siyasetinin misyonerliklerine soyunmuşlardır.

Misyoner okullarının adları değiştirilmiş gibi olsa da hattı zatında bu okullar cemaatlerin yönetim anlayışı ve yönetişimi altına alınmışlardır. Bugün kandırılan ulusun çocukları olan seçkin öğrencilerimiz bu okullara girebilmek için yarışmaktadırlar.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de cemaatlerin egemen olduğu özel okullar sistemi yaygınlaştırılmaya devam etmektedir.

AKP iktidarı kapı önünde cemaatlerle kavga ederken, kapının arkasında onlarla sarmaş dolaştır.

İmam Hatip okullarının mezunları şifrelerle, sınav hileleri ile en iyi üniversitelere yerleştirilmektedirler.

Zaten cemaat vakıflarının tamama yakınının kendi üniversiteleri de sistem içerisinde mevcuttur.

Anayasal teminat altındaki Devrim Yasalarımızın en önemlisi Tevhid-i Tedrisat Yasasının 91 yıl sonraki durumu budur.

Eğitim sistemimiz hazin bir durum içerisindedir, eğitim sendikaları, sendikalar, sivil toplum örgütleri, aydınlar sindirilmiş olduğundan etkili bir tepki de bulunmamaktadır.

Niteliği düşürülmüş devlet okulları, baskı altındaki öğretmenler, reklam ile şişirilmiş misyoner okulları ve nihayet cemaat okullarının varlığı Tevhid-i Tedrisat Yasasının özetidir.

Bu karmaşaya ancak yeni bir siyasi olgu ve güçlü bir eğitim devrimi son verebilir… 

Bunun içinde, yine yeniden bir Mustafa Kemal Atatürk gerekmektedir.

İzmir 03.03.2015

Prof. Dr. Öner Samanlı

Atatürk Enstitüsü Kurucu Üyesi